Reklam

,

Bilgi

Bilgi: Sanal turda bulunan yön işaretleriyle gezinti yapabilir, ekrana çift tıklayarak turu tam ekran gezebilir, mausunuz yada kontrol ekranındaki araçlarla zoom yapabilirsiniz. İyi gezintiler.

Sanal turlarin yüklenmesi biraz zaman alabilir.

FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU - SANAL TUR

29 Aralık 2010 Çarşamba




Kale Önü
Penaltı Noktası
Orta Saha
Seremoni Bölümü
Kale Arkası
Yedek Kulubesi
Roberto Carlos
Uğur Boral
Kale Arkası
Yedek Kulubesi
Çıkış Tüneli
Çıkış Tüneli
Kale Arkası
Kale Arkası
Maraton Tribünü
Köşe Bölgesi
Köşe Bölgesi
Köşe Bölgesi
Köşe Bölgesi
Fenerium Tribünü
Kale Arkası



Şükrü Saracoğlu Stadyumu,

İstanbul Kadıköy'de bulunan, Fenerbahçe'nin maçlarını oynadığı, 50.530 koltuk kapasiteli stadyum. UEFA'nın 5 yıldızlı stadları arasındadır. 2006 Yılı Ekim Ayında stadyum tribünlerine ısıtıcılar eklenmiştir, bu sayede Fenerbahçe Spor Kulübü yine bir ilke imza atmıştır. Benzer bir uygulama yakın zamanda tamamlanmış olan Kadir Has Şehir Stadyumu'nda da bulunmaktadır. 2008-09 UEFA Kupası final müsabakası 20 Mayıs 2009 tarihinde, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nda oynanmıştır. Finalde Shaktar Donetsk ile Werder Bremen takımları karşılaşmıştır.


Tribünler


Maraton Tribünü 9145 kişiliktir. Maraton tribünün karşısında lüks Fenerium tribünü bulunmaktadır. Fenerium tribünlerinin koltuklarının arkasında küçük LCD ekranlar bulunmaktadır. Bu monitörler sayesinde pozisyonların tekrarlarını izleme seçeneği vardır.Bu tribünlerin sağ ve solunda Fenerbahçe'nin sponsorları Türk Telekom ve Migros Tribünleri vardır. Her iki tribünde 8105 kapasitelidir.



Genel Bilgiler


Mimarisi dikdörtgen şeklinde olan bu stadın kapasitesi 52.000 dir. Çim saha boyutu 105x68 metredir ve doğal çimdir. Stadda 5.440 kapalı oturma alanı,100 tane VIP Locası bulunmaktadır. Toplam 79 tane WC vardır.Stadın aydınlatma gücü 1400 luxtur. Ev sahibi takıma ait 427 m²,rakip takıma ait 286 m²,1. Hakeme ait 100 m²,2.,3. ve 4. Hakemlere ait 40 m² soyunma odası ayrıca Sağlık Odası,Delege Odası,Doping Test Odası,Konuklar İçin Resepsiyon Odası,4 Tane İlk Yardım Odası mevcuttur. 10 Otobüs ve 1000 tane Araba kapasiteli park alanı,68 tane turnike vardır. Bu staddan dakikada 9.552 seyirci çıkabilir. Stada akredite olabilecek 240 tane basın(Sadece B),görev alabilecek 15 tane TV ve 5 Radyo organı,155 masa kapasiteli yazılı basın odası mevcuttur. Uzun seneler Fenerbahçe Stadı olarak anılan stad, Aziz Yıldırım başkanlığındaki yönetim tarafından, eski başkan Şükrü Saracoğlu'nun ismi verilerek Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu adını aldı.



Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

Türk Telekom Arena (Galasarayìn Yeni Stadyumu, Aslantepe) - Sanal Tur

26 Aralık 2010 Pazar

Türk Telekom Arena
Galatasaray Spor Kulübü'nün Seyrantepe Spor Kompleksi içerisinde yer alan 55.767 seyirci kapasiteli inşaat aşamasındaki stadı.

Süper Lig ve UEFA standartlarında, kapalı spor salonu ve alışveriş merkezleri (sinema, hipermarket, cafe, bar) ile beraber yer alacak olan stadyumudur. Bu stadyum sadece maçlarda değil, ekonomik anlamda eğlence ve kongre merkezi olarak da önemli katkı sağlayacaktır.

Stadyumun temeli 13 Aralık 2007 tarihinde atılmıştır. Üstü açılır-kapanır olması planlanan stadyum ve çevre bağlantı yollarından yapımına devam edilen stadın şu anda kaba inşaatı tamamlanmıştır. Planlanan açılış tarihi Ajax ile oynanacak maçta 15 Ocak 2011'dir. Stadyumun projesi Mete Arat'a aittir. İnşa maliyeti 160 milyon avrodur.

Galatasaray A.Ş ve Türk Telekom arasında yapılan sponsorluk anlaşması gereğince, 100,5 milyon $' lık ödeme karşılığında, Seyrantepe'de yapılan stadyumun adı Süper Lig 2009-10 sezonundan itibaren 10 sezon süreyle "Türk Telekom Arena" olarak anılacaktır.

Stadyumun pazarlama işini ISG firması, işletmesini ise AEG firması yapmaktadır. Stadyumun loca, VIP ve BS koltuklarının tanıtımı 21 Nisan 2009' da Galatasaray Adası' nda yapılmış ve satışa çıkarılmıştır. Locaların tamamı kısa süre içinde satılmıştır.  Stadyum, 2010-2011 sezonunun ikinci devresinin başlangıcında açılacaktır.


Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

Adnan Menderes Anıt Mezarı - Sanal tur

25 Aralık 2010 Cumartesi


Ali Adnan Ertekin Menderes (d. 1899, Çakırbeyli, Aydın, Devlet-i Aliye-i Osmaniye – ö. 17 Eylül 1961, İmralı, Bursa, Türkiye), 1950-1960 yılları arasında yapılan demokratik seçimlerde Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığı'na seçilmiş, İstiklal Madalyası sahibi Türk siyasetçi, hukukçu ve toprak ağası çiftçidir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti'de siyaset yapan Menderes, 27 Mayıs darbesi'nin ardından, 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edilmiştir[1]. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1990 yılında çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla beraber idam edilenlere itibarlarını iade etmiştir.
Konu başlıkları



Çocukluk ve gençlik yılları

1899'da, Aydınlı toprak ağası varlıklı bir çiftçinin oğlu olarak doğdu. Kırım Tatarı asıllı olan büyük babası Hacı Ali Paşa Konya'dan Tire taraflarına göç etmiştir[2] İbrahim Ethem Bey'le, Tevfika Hanım'ın oğludur. Kızkardeşi Melike küçük yaşta ölmüştür. I. Dünya Savaşı öncesinde önce Karşıyaka'da forvet, daha sonra Altay'da kalecilik olmak üzere futbol oynadı. İlkokuldan sonra, İzmir Amerikan Koleji'nden mezun oldu. I. Dünya Savaşı'nda yedeksubay eğitimi gördü, fakat zehirli sıtma hastalığına yakalandığı için cepheye gidemedi. İstiklal Savaşı'na katıldı ve İstiklal Madalyası aldı.[3] İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım(1905 - 22 Nisan1994)'la evlenmiş, ondan Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu olmuştur.

Milletvekili seçildikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti ve 1935 yılında mezun oldu.
Siyasi hayatı [değiştir]
Cumhuriyet Halk Partisi dönemi

Aydın'da, 1930'da, kısa süreli Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın bir kolunu organize etti. Partinin kendini feshetmesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti. Daha sonra 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Aydın milletvekili seçildi.[4] Atatürk'ün ölümünden sonra İnönü CHP'nin başına geçince İnönü'nün bütün üretim araçlarını devletleştirme faaliyetlerine karşı çıktı. Menderes en sert çıkışını ise "çiftçiyi topraklandırma yasası" görüşülürken yaptı. Mevcut tasarı'nın 6. maddesi devlet elindeki topraklarla birlikte o bölgedeki toprak ağalarının elindeki toprakların tarıma elverişli yerlerde 5.000 dekardan elverişsiz yerlerde ise 2.000 dekardan fazlasının kamulaştırılıp köylüye dağıtılmasını öngörüyordu. Menderes (Menderes' in kendisi de bir toprak ağasıydı. Aydın'daki 30.000 dönümlük Çakırbeyli Çiftliği Menderes' e dedesinden kalmıştı.) ve diğer bazı milletvekilleri, özel mülkiyete tecavüz edilmek istendiğini belirterek bu tasarıya karşı çıktılar. Bu tasarı üzerine Menderes, Türkiye'de zaten tüm arazilerin %70'ten fazlasının Devletin mülkiyetinde olduğunu ve İsmet Paşa'nın geriye kalan özel mülkleri de devletleştirerek Sovyetler Birliğindeki gibi tarımı kolhozlaştırmak istediğini açıklayarak üç arkadaşıyla birlikte Dörtlü Takriri verdi.[kaynak belirtilmeli] Dörtlü takrir olayı ve parti içi muhalefetten dolayı 1945 yılında CHP'den ihraç edildi.
Demokrat Parti dönemi

7 Aralık 1945'te, CHP'den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celâl Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti'yi kurdu. 1947'de yapılması gereken seçimler CHP tarafından bir yıl öne alındı.[5] Bu seçimleri CHP %85 oy oranı ile kazandığını ilan etti ancak seçimlerde "açık oy gizli tasnif" usulü uygulandığı için seçimlerin şaibeli olduğu iddia edildi.[6] 1946 seçimlerinden sonra muhalefet ve iktidarın arasında şiddetli kavgalar görülmeye başladı. DP ve CHP'nin arası günden güne geriliyordu. Ancak cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 12 Temmuz 1947'de yayımladığı 12 Temmuz Beyannamesi ile CHP içindeki sertlik yanlılarını durdurdu. Muhalefete karşı sert bir tutum takınan başbakan Recep Peker istifa etti. Demokrat Parti genel başkanı Celal Bayar da, dönemin "Milli Şef"i İsmet İnönü'nün demokratik seçimlere izin vermesini sağlamak için "Devr-i Sabık yaratmayacağız" dedi (yani iktidara geldikten sonra yapılan yanlışların ve yolsuzlukların hesabını sormayacağız). Bunun üzerine bazı DPliler partilerinden istifa ederek, 19 Temmuz 1948'de Mareşal Fevzi Çakmak önderliğinde, Osman Bölükbaşı ile birlikte Millet Partisi'ni kurdular.

1950 yılında seçimlerden önce Seçim Yasası da değiştirilerek seçimlerde yargı güvencesi ve "gizli oy - açık tasnif" sistemi getirildi. 14 Mayıs 1950'de yapılan seçimlerde DP %52.7, CHP ise %39.4 oy aldı. DP 13 puan farkla kazanmıştı ancak seçimde kullanılan çoğunluk sistemi nedeniyle DP 420, CHP ise sadece 63 milletvekili çıkardı. TBMM başkanlığına Refik Koraltan, cumhurbaşkanlığına DP genel başkanı Celâl Bayar seçildi. Yeni cumhurbaşkanı Celâl Bayar Menderes'i başbakan olarak görevlendi. Aslında pek çok kişi bu görev için Fuad Köprülü'nün getirilmesini bekliyordu. Yeni hükümet 22 Mayıs'ta göreve başladı. Köprülü bu kabinede dışişleri bakanı oldu. Adnan Menderes'in 10 yıllık başbakanlık döneminde Türk iç ve dış politikasında büyük değişimler oldu. 1. Menderes Hükümetinin ilk icraatı fazla masraf olduğu gerekçesiyle devlete ait otomobilleri satmak oldu. Menderes döneminde, paralara mevcut cumhurbaşkanının resminin basılması uygulamasını kaldırılmış, tekrar ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün resimleri basılmaya başlanmıştır.

Daha sonra, o döneme kadar Türkçe okunan ezanın Arapça okunması serbest bırakıldı. Yeni kurulan DP hükûmeti, 6 Haziran 1950'de, askeri darbe planladıkları gerekçesiyle başta Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk etti.

1951 yılında Menderes hükümeti Türkiye'nin Kore Savaşı'nda Birleşmiş Milletler kuvvetlerine Türk Tugayı ile katılmasına karar vererek CHPliler tarafından çok tartışılan bir karara imza attı. Bu, aslında Türkiye'nin Soğuk Savaş'ta Batı Bloğu tarafında yer aldığını göstermek için yaptığı bir siyasi manevraydı. [kaynak belirtilmeli] Bunun neticesinde, Türkiye 1952'de NATO'ya tam üye olarak kabul edildi. Aynı yıl NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kuruldu.

1953 yılında CHP'nin tek-parti iktidarı sırasında edindiği malları haczedildi ve hazineye aktarıldı. Halkevleri kapatıldı ve Köy Enstitüleri Öğretmen Okullarına dönüştürüldü.

1950-1954 yıllarında Türkiye ekonomide kalkınma dönemine girdi. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. Yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarıldı. Gelen krediler özellikle tarım alanında kullanmaya başlandı. Tarımda makineleşme çalışmaları yoğunlaştırıldı. Marshall Planı'nın da katkısıyla ülkede yeni sanayi tesisleri kuruldu. 1954 yılında Türkiye Vakıflar Bankası kuruldu. Bu dönemde Türkiye'nin gayri safi milli hasılası yılda ortalama %9 oranında büyüdü.

2 Mayıs 1954 tarihinde yapılan seçimlerde DP büyük bir zafer kazandı. Oyların % 57'sini alarak iktidarını tek başına devam ettirdi. Bu oy oranı, 150 yıldan beri fasılalarla batılılaşmaya, modernleşmeye ve demokrasiyi uygulamaya çalışan Türkiye tarihinde demokratik bir seçimde bir siyasi parti tarafından ulaşılan en yüksek orandı ve bir daha da bu orana ulaşılamadı. DP 502, CHP %35,9 oy oranı ile 31, CMP %4 oy oranı ile 5, bağımsızlar 3 millatvekili çıkardı. 17 Mayıs'ta Menderes 3. kabinesini açıkladı. Bu kez kendisine daha yakın isimleri bakan olarak seçmişti çünkü önceki 4 yıl içinde İçişleri Bakanı 5, İşletmeler Bakanı 5, Çalışma Bakanı 5, Ulaştırma Bakanı 4, Gümrük ve Tekel Bakanı 4 kez değişmişti.

1955 yılında ekonomide tıkanmalar başlamıştı. Dış borçlar giderek artıyordu, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi. Bu durum ülkede çeşitli sıkıntılara neden olmaya başladı. DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu. Yine bu dönemde Birleşik Krallık'ın, egemenliği altında bulunan Kıbrıs'tan yeni düzenlemeler yaparak çekilmek istemesi üzerine 29 Ağustos 1955'de Londra'da Yunanistan, Birleşik Krallık ve Türkiye arasında 3'lü görüşmeler başladı. Görüşmelerin 1. turunda hiçbir sonuç alınamadı. Yunanistan adanın kendi kaderini kendisinin belirlemesi gerektiğini, Birleşik Krallık 3'lü bir askeri yönetimi, Türkiye ise statüko bozulacaksa adanın kendisine verilmesini istiyordu.

Bu arada Kıbrıs'ta 1 Nisan 1955'te faaliyete geçen ve Kıbrıslı Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp yıkan, EOKA'ya karşı, Türk halkının savunmasını yapacak bir örgütlenme ihtiyacı duyan Kıbrıs Türkleri, çeşitli küçük mukavemet grupları oluşturmuştu. 27 Temmuz 1957'de Adnan Menderes'in talimatı ile Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatin Rüştü Zorlu ve Korgeneral Daniş Karabelen'in önderliğinde Rıza Vuruşkan, Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa’da Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. Menderes tarafından örtülü ödenekten finanse edilen TMT,[kaynak belirtilmeli] küçük grupları birleştirerek, tüm Kıbrıs adasına yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren, Rumların EOKA örgütüne karşı çarpışan güçlü bir mukavemet teşkilatı olmuştur.
6-7 Eylül Olayları

Ana madde: 6-7 Eylül Olayları

Kıbrıs konusunda Londra'da ikinci tur görüşmeler yapılırken 6 Eylül 1955 gecesi İstanbul'da bazı gazetelerin Selanik'te Atatürk'ün evine bomba atıldığını yazması üzerine azınlıklara karşı olaylar çıktı. Ağırlıklı olarak Rumlara karşı yönelen olaylarda 73 kilise, 8 ayazma, 1 havra, 2 manastır, 4.340 dükkân, 110 otel ve lokanta, 21 fabrika ve 3.600 ev saldırıya uğradı, 1 papaz olaylar sırasında öldürüldü. Tarihe 6-7 Eylül Olayları olarak geçen bu olaylar sebebiyle TBMM olağanüstü toplandı. DP İstanbul milletvekili Aleksandros Hacopulos Olayların oluş şekli tertip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. dedi ve kolluk kuvvetlerin olaylar sırasında gösterdiği kayıtsızlığa dikkat çekti. Bunun üzerine hükümet adına konuşan Başbakan yardımcısı Fuad Köprülü hükümetin olaylardan haberi olduğunu ancak gün ve saatinin muayyen olmadığını açıkladı. Bugün hâlâ 6-7 Eylül Olayları'nın DP hükümeti-Özel Harp emri ve bilgisi dahilinde bir tertip olduğu, çeşitli çevrelerce ve Özel Harp Dairesi eski başkanlarından Em. Org. Sabri Yirmibeşoğlu tarafından da doğrulanmaktadır.

6-7 Eylül Olayları sonrasında bazı milletvekillerinin ceza yasasına ispat hakkı getirilmesini istemesi kargaşaya yol açtı. Hükümetin karşı çıktığı yasa tasarısının kabulü için çalışan 9 milletvekili DP'den ihraç edildi. Bunun üzerine 10 milletvekili de DP'den istifa etti. 15 Ekim 1955'te DP büyük kongresi yapıldı ve Menderes tekrar genel başkan seçildi. 22 Kasım 1955'te toplanan DP Meclis Grubu izlenen ekonomi politikaları ile ilgili gensoru açılmasını kabul etti. 29 Kasım'da grup tekrar topladı. Toplantıda meclis grubunun istifa baskılarına dayanamayan Ticaret ve Ekonomi Bakanı Sıtkı Yırcalı ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan istifa etti. Grup daha sonra kürsüye Fatin Rüştü Zorlu'yu çağırdı ve Döviz Komitesi üyesi de olan Dışişleri Bakanı'nın bütün görevlerinden istifa etmesi için tempo tutmaya başladı. Bunun üzerine Fatin Rüştü Zorlu bütün görevlerinden istifa etti. Daha sonra Menderes'i alkışlarla karşılayan grup 3 bakanı indirdikten sonra güvenoyu verdi. Aralarında Hüsamettin Cindoruk'un da bulunduğu, DP'den istifa edenler 20 Aralık 1955'te siyasal alanda liberal, iktisadi anlamda devletçi Hürriyet Partisi'ni (HP) kurdu. Mecliste siyaset sertleşmeye başlamıştı. 7 Eylül 1957'de Fuad Köprülü DP'den istifa etti. Hükümet seçimleri bir yıl erkene aldı, Seçim Yasası'nı değiştirerek seçimlerde partilerin ittifak yapmasını önleyecek maddeler ve partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden başka bir partiden milletvekili seçilmesini engelleyecek bir madde ekledi. Basın bu maddeye "Köprülü Maddesi" adını taktı. 27 Ekim 1957'de seçimler yapıldı. DP %48 oy alarak 424 milletvekili çıkardı. CHP % 41 oy oranı ile 186, HP ve CKMP ise 4'er milletvekili ile meclise girdi. Bu durumda muhalefet %52 oy oranı ile 178 sandalye, DP ise %48 oy oranı ile ile 424 sandalye almış oluyordu. Bu yüzden muhalefet azınlık iktidarı deyimini kullanmaya başladı.

Menderes 1957 seçimlerinden sonra İstanbul'da imar çalışmalarına ağırlık verdi ve Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi ve Edirne Asfaltı (şimdiki E-5 otoyolu) yollarını açtı. Bu arada, en ileri teknolojilerin Türkiye'ye getirilmesi ve yeni nesillere öğretilmesi için Amerikan Ford Vakfı'nın yardımıyla Ankara'da Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ni, Trabzon'da da Karadeniz Teknik Üniversitesini kurdu. Böylece, 1776 yılında Padişah I. Abdülhamit tarafından "Mühendishane-i Bahr-i Hümayun" adıyla kurulan İstanbul Teknik Üniversitesinden 180 sene sonra Türkiye'de iki tane daha teknik üniversite kurulmuş oldu.
Uçak kazası

Ana madde: 17 Şubat 1959 Türk Hava Yolları Londra kazası

17 Şubat 1959'da Kıbrıs konusunda Yunanistan'la imzalanan ikili antlaşmanın ardından üçlü görüşmeler için Birleşik Krallık'a giden Menderes'in, uçağının Londra Gatwick Havalimanı yakınlarında alçalırken düşüp parçalanmasına karşın kazadan yara almadan kurtulması ise muhalefetle kısa süreli bir yumuşamaya yol açtı.[17][18][19]

1959 yılında Menderes Hükümeti'nin ortaklık anlaşmasını imzalamasıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.
Ekonomi politikaları

Menderes iktidarlarının önceki döneminde alınan borçların geri ödenememesi ve dış ticaret açığının çok artması yüzünden 1958 yılından itibaren Türkiye ekonomisi zorluklar yaşamaya başladı. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlı devaülasyonu yapıldı, dolar 2 liradan 9 liraya çıkarıldı. Türkiye 600 milyon dolar dış borcunu ödeyemeyeceğini açıklayarak moratoryum (borçların ödenemeyeceği ve yeni bir ödeme planına bağlanması ilanı) ilan etti ve IMF ilk stand-by anlaşması imzalandı.. Menderes, liberal ve dışa açık bir iktisat görüşüne sahipti, özel girişime geçmiş iktidarlara göre daha fazla serbesti tanıdı. Ekonomik girişimleri önceleri toplumun yoksul kesimini mutlu etti, ancak uzun vadede ekonominin dengesi bozuldu, aşırı dış alıma sebep oldu. Sanayileşme ve ekonomik gelişmeyle birlikte kırsal kesimden İstanbul gibi büyük şehirlere göç hızlandı. Bu yüzden büyük şehirlerde ilk gecekondu mahalleleri oluşmaya başladı. Menderes, en çok eleştiriyi, dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar.

1930'ların sonlarında başlatılan Banknot Matbaası kurma işi İkinci Dünya Savaşı nedeniyle aksadı; ancak 1951 yılında kuruluş süreci yeniden başlatıldı ve 1958 yılında Ankara'da Banknot Matbaası kurularak, ilk banknotların Birleşik Krallık'ta basılmaya başlanmasından 1,200 sene sonra Türkiye Cumhuriyeti banknotlarının artık Türkiye'de basılması sağlandı.

Menderes'in Başbakan olarak tek başına iktidarda bulunduğu 1950-1960 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık %7.8 oranında büyüdü ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının binde 6.43'ünden, binde 7.52'sine yükseldi.
Din ve laiklik politikası

Menderes'in iktidarı döneminde, İnönü döneminden beri Türkçe okunan ezanın, Arapça okunması serbest bırakıldı. İlk olarak CHP hükümetinin 1948'de kurduğu imam hatip kursları imam hatip liselerine dönüştürüldü, bunların sayıları arttı.

Menderes'in 1957 seçimleri öncesinde bazı bakanlarıyla beraber Said Nursi'yi ziyarete gitmesi gibi olaylar, bazı çevreler tarafından irticayı hortlatmakla ve oy avcılığıyla suçlandı. Bazı çevreler ise Türkiye'nin dış politikada daima NATO ile birlikte hareket etmesini eleştirerek, Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı desteklemesini yanlış bulmuşlardır.
27 Mayıs dönemi

Ana madde: 27 Mayıs Darbesi

Adnan Menderes (3 Şubat 1958 tarihli 'Time' dergisi kapağı)

1955 Yılından itibaren ekonomideki sıkıntıların ve 6-7 Eylül olayları gibi sebeblerle ülkede siyaset sertleşmeye başladı. 1954 seçimleride Osman Bölükbaşı'yı tekrar milletvekili seçtiği için Kırşehir ilçe yapıldı (Adnan Menderes konuyla ilgili mecliste 'Türkiye’nin hiçbir vilayetinde yüzde 3’ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir’in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkár etmek mümkün değildir, evet biz açık konuşuruz’ şeklinde konuşmuş ve Osman Bölükbaşı da cevaben; "Vilayeti kaldırdınız, bizi de kaldırın da zulmünüz tamam olsun" demiştir.) Ayrıca İsmet İnönü'nün seçim bölgesi Malatya ikiye bölünüp Adıyaman vilayeti kuruldu. İktidara karşı yazılar yazan 83 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın dahil, gazeteciler birer birer hapise atılmaya başlandı. Adalet Bakanı Esat Budakoğlu TBMM'de muhalefetin soru önergesi üzerine 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci'nin iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm olduğunu açıkladı. CHP ve Hürriyet Partisi'nin birleşme çabası karşısında DP'liler 1957 seçimlerinden önce seçim yasası'nı değiştirerek partilerin ittifak yapmasının önleyen maddeler eklendi ve DP'den istifa eden Fuad Köprülü'nün başka bir partiden milletvekili seçilmesini engellemek için partisinden istifa eden bir kişinin 6 ay geçmeden bir başka partiden milletvekili olamayacağı şeklinde bir hüküm kondu.

1959 yılında ABD'ye bir gezi yaparak ilave maddi kaynaklar isteyen Menderes'e, artık Marshall Yardımı fonlarının bitmek üzere olduğu hatırlatıldı ve istekleri reddedildi. 1961 seçimleri öncesinde İskenderun Demir-Çelik, Seydişehir Alüminyum, Keban Barajı ve İstanbul Boğaziçi Köprüsü gibi tesislerin temellerini atmak isteyen Menderes, yakın arkadaşı ve bakanı Dr. Lütfi Kırdar'ı nabız yoklamak için Sovyetler Birliği'ne gönderdi. Sovyetler Birliği'nin konuya olumlu yaklaşması üzerine, Menderes te Temmuz 1960'da Moskova'ya giderek, orada kredi anlaşmalarını imzalamaya karar verdi.

Bu arada DP Vatan Cephesi'ni kurdu. Artık radyoda her gece Vatan Cephesi'ne katılanların isimleri okunuyordu. Bu olay karşısında İstanbul'da bazı vatandaşlar ajans haberlerini dinlemeyenler derneği'ni kurdular. Bu tarz olayların yaşanması ülkeyi kamplaşmaya itti. 1960 yılında ise muhalefet ve iktidar arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. CHP genel başkanı İsmet İnönü 29 Nisan'da seçim gezisine gittiği Uşak'ta DP binasından atılan çay bardağının İsmet Paşa'nın yanındaki bir gazeteciye isabet etmesiyle başlayan olaylar ve benzerinin İstanbul'da da yaşanması üzerine CHP parti grubu Başbakan ve İçişleri bakanı hakkında soruşturma önergesi verdi ancak DP'lilerin çoğunlıkta olduğu meclis bu önergeyi reddetti. Bir başka gerginlik ise 9 Mayıs'ta Menderes hükümetinin ABD ile yaptığı ikili anlaşmaları meclisin kabul ettiği oturumda yaşandı. Muhalefet'in milletvekilleri ABD ordusu'nın doğrudan veya dolaylı bir saldırı karşısında Türk topraklarına gelmesi gibi hükümlerin yer aldığı ikili anlaşmalara karşıydılar ve böyle anlaşmaların hiçbir Avrupa ülkesi ile yapılmadığının altını çiziyorlardı.

CHP'li bazı milletvekillerinin bazı cuntacı subaylarla sürekli temas halinde olduğu istihbaratını alan Hükümet, bu durumu soruşturmak için "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti ve kararlarına itiraz edilemiyordu. Ayrıca uygun gördüğü toplantıları ve yayınları yasaklama hakkına sahipti. Komisyanun ilk işi Muhalefet partisi CHP aleyhine soruşturma açmak oldu. Bu durum karşısında "bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam" dediği ve birkaç ay önce Güney Kore'de gerçekleşen askeri darbeye gönderme yaparak "Türk Ordusu Kore Ordusundan daha az şerefli değildir" diye konuştuğu için TBMM tarafından, "askeri darbeyi teşvik ettiği" gerekçesiyle İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi. CHP Meclis Grubu'nun duruma itiraz etmesiyle olaylar iyice büyüdü ve sonunda CHP milletvekilleri polis zoruyla meclisten çıkartıldı. Meclis dışında ise üniversitelerde hükümete karşı protestolar düzenleniyordu ve 28 nisan 1960 tarihinde İstanbul Üniversitesi öğrencisi Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı. Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu 'görülen lüzum üzerine' re'sen günde emekliye sevkedildiler. 5 mayıs 1960'ta Ankara Kızılay Meydanı'nında 555K parolasıyla büyük bir protesto mitingi düzenlendi. 21 Mayıs'ta ise Harp Okulu öğrencileri ve subaylardan oluşan yaklaşık 1000 kişi Ankara'da hükümet aleyhinde sessiz bir yürüyüş yaptı.

Sonunda 27 Mayıs 1960 sabaha karşı saat 4'te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş TSK olarak yönetime el koyduklarını belirtti ve askeri darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurdu. Menderes ise 27 Mayıs 1960 günü Kütahya'da Albay Muhsin Batur tarafından gözaltına alınarak Ankara'ya götürüldü. Daha sonra da ve diğer tutuklu Demokrat Parti üyeleri ile birlikte Yassıada'da hapsedildi.[32] Darbeci subaylar ise Cemal Gürsel başkanlığında kurulan Milli Birlik Komitesi ve kurucu meclis ile beraber ülke yönetimini devraldı. Yeni bir anayasa oluşturulması için ülkenin önde gelen hukuk profesörlerinden bir anayasa komisyonu kuruldu. Menderes ve diğer DP üyeleri ise bulundukları Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılanmaya başladı. Yapılan oturumlar her gece radyoda Yassıada Saati programında halka duyuruluyordu. 9 Temmuz 1961 tarihinde Anayasa Komisyonu'nun hazırladığı yeni anayasa için yapılan halk oylamasında % 61,7 oy oranı ile kabul edilerek yürürlüğe girdi. 1961 Anayasası'nın referandum sürecinde, hayır oyu yönünde propaganda yapmak serbest olmadığı halde, Aydın, Bolu, Bursa, Çorum, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Sakarya, Samsun ve Zonguldak vilayetlerinde 1961 Anayasası çoğunluk tarafından reddedildi.
Menderes'e yöneltilen suçlamalar

* Örtülü Ödenek Davası: Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmekten yargılandı. 13 oturum sürdü ve 2 şubat 1961 de suçlu olduğu yönünde karara varıldı. Yürürlükteki kanunda örtülü ödenekteki kaynakların Başvekil tarafından sınırsız olarak ve kayıt tutulmadan harcanabileceği açıkça belirtildiği halde, bu mahkeme 10 yıllık Örtülü Ödenek kayıtlarını istedi. Menderes, bir kısmı da Kıbrısta kurdurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı için harcandığı sonradan ortaya çıkan bu harcamaları açıklamadığı için bu dava sonucunda 4,877,780 lirayı zimmetine geçirmekten suçlu bulundu ve paranın tahsili için Aydın'daki arazilerine el kondu. Örtülü ödenek davası konuşulurken savunma tarafı, Amerikan gizli servisinin Türk istihbarat servisine para vererek Menderes'in telefonlarını dinletirecek kadar teşkilata hakim olduğunu iddia etti. Menderes ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, suçlunun o dönemin MİT müsteşarı Behçet Türkmen olduğunu iddia etti.[15]
* 6-7 Eylül Olayları: 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde olarak müdahele etmemek,
* Vatan Cephesi: Kurulan bir örgütü başka bir sınıf üzerinde baskı aracı olarak kullanmak,
* Vinileks firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmıştır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü'nü yapan ve 1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilecek olan Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi verdiğini belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan'ı bu davadan da suçlu bulmuştur.
* İstanbul'da Bulvar ve yol açmak için pek çok vatandaşın evini, parasını geciktirerek ya da hiç ödemeden istimlak etmek,
* Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
* Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
* Döviz Yasası'nı ihmal etmek,
* Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
* Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
* Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapılması,
* Yargı bağımsızlığının ihlali,
* 1957 seçimlerinin erkene alınarak kanuna aykırı olarak tarihinin değiştirilmesi,
* Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
* CHP'nin mallarına "haksız" yere el konulduğu iddiaları,
* Anayasa'yı ihlal[36].

Menderes, 13 ayrı davadan yargılandı ve Bebek Davası dışındaki bütün davalardan suçlu bulundu.
İdamı
“ Kimseye dargın değilim. Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum. ”

—Adnan Menderes, infazından hemen önce:

27 Mayıs darbesini yapan cuntacıların özel olarak kurdukları mahkeme olan Yüksek Adalet Divanı 9 ay 27 gün süren yargılama süreci sonunda 14 kişinin idamına, 31 kişinin de ömür boyu hapse mahkûm edilmesine karar verdi. Geri kalan 418 sanığa ise 6 ay ile 20 yıl arasında değişen hapis cezaları veya beraat kararı verildi.

Amerika Birleşik Devletleri başkanı Kennedy, Fransa cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth, Almanya Başbakanı Konrad Adenauer, Pakistan devlet başkanı Muhammed Eyüb Han, ve İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi, idamların durdurulması için Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi'ne defalarca çağrıda bulundular. Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesi; Celâl Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti. Celâl Bayar'ın cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.

Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961 tarihinde ve adet olduğu üzere sabaha karşı, o gün başarısız bir intihar teşebbüsünde bulunan Adnan Menderes ise İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra alelacele öğlen 13:21'de idam edildi.
Ölümünden sonra

Ölümünden yalnızca 29 gün sonra yapılan 1961 seçimlerinde Demokrat Parti'nin devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi, yüzde 34,8 oy oranı ile 158 milletvekili çıkardı ve yüzde 36,7 oy alan CHP'nin ardından ikinci parti oldu. Bunu takip eden 1965 seçimlerinde Adalet Partisi, 1961 seçimlerinde bir kısım DP oylarını alan YTP'yi de eritip %52,87 oranında oy aldı ve tek başına iktidara geldi.



11 Nisan 1990'da TBMM tarafından kabul edilen 3623 sayılı kanunla Adnan Menderes ve onunla birlikte idam edilen arkadaşlarının itibarları iade edildi.[41] Meclisteki oylamada ANAP ve DYP milletvekilleri evet oyu kullanırkan SHP'lilerin büyük çoğunluğu "çekimser", bir kısmı da "ret" oyu kullandı.[42] Aynı kanun uyarınca naaşı, 29. vefat yıldönümü olan 17 Eylül 1990 tarihinde İmralı'dan dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve yüzbinlerce vatandaşın katıldığı bir törenle İstanbul'da Vatan Caddesi'nde kendisi için yapılan anıt mezara taşındı. Menderes'in 1958 yılında hizmete açtığı bu caddenin adı 1994 yılında dönemin belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teklifiyle Adnan Menderes Bulvarı olarak değiştirildi.

Menderes'in adı, İzmir'deki uluslararası havalimanına (Adnan Menderes Havalimanı), Aydın'da kurulan üniversiteye (Adnan Menderes Üniversitesi), İstanbul'daki Adnan Menderes Bulvarı, Adana'da ise kendi yaptırdığı Seyhan Barajı'nın gölü kıyısındaki Adnan Menderes Bulvarı dahil Türkiye'nin birçok şehrinde çeşitli caddelere verildi.


Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

Bursa - Yeşil Cami Sanal Turu


1413 yılında Çelebi Mehmed döneminde başlanan cami, 1424 yılında Sultan II. Murad zamanında tamamlanan cami, ilk dönem Osmanlı mimarisinin önemli eserleri arasında yer alır.

Planı ters T şeklinde olup, iç kısmı sekiz bölüme ayrılmıştır. Mihrabın bulunduğu kubbeli kıble eyvanıyla yan eyvanlar, ortadaki üzeri kubbeli esas mekana açılır. Kıble ayvanı orta mekanda dört, yan eyvanlarda bir basamak yükseltilmiştir. Esas mekanın ortasında bir şadırvan yer alır; bunun üzerinde kubbede aydınlık feneri bulunmaktadır. Üst katta ortada hünkar mahfili, bunun iki tarafında saray daireleri, alt katta erkan-ı osmaniyeye ait mahfiller vardır. Cami'nin asıl ünü çini kaplamalarından gelmektedir.



Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

GÜMÜLDÜR ROMA HAMAMLARINDA SANAL TUR


Roma uygarlığının üstünlüğü, günümüze kadar gelen çeşitli kalıntılardan çok daha iyi anlaşılır. Gerçekten de Roma mimarlığı ferah ve zengin bir Akdeniz şehrinin bütün ihtiyaçlarını sağlayacak üstünlükteydi.a roma da olduğu gibi imparatorluğun bütün ünlü illerinde halk için tiyatrolar, sirkler, hamamlar yapılmış, imparatorların şanını sonsuzlaştırmak için zafer takları, sütunlar dikilmiş, suları dağlardan şehirlere indiren su yolları, arklar inşa edilmişti. Bu arada imparatorluğu dolaşan yollar, Roma uygarlığını bütün Akdeniz ve Avrupa ülkelerine kadar götürmüştü.
O çağlardan kalan bu eserler arasında biri, modern insanın güçlükle hayal edebileceği biçimde yapılmış olanı da Roma Hamamları dır. Eski Roma lıların yalnız banyo yapmak için koskocaman binalar yapmış olduklarını düşünmek günümüz insanını şaşırtır. Örnek olarak söyleyebileceğim "Caracalla" hamamı 13 hektarlık bir alanı kaplıyordu. Bu büyüklükte bir hamamın acaba daha başka yararları var mıydı? Eski Roma lılar neden böyle büyük hamamlar yapmak ihtiyacını duymuşlardı? Bu hamamlarda ne yaparlardı?
İşte bütün bu soruların cevabını ele geçirdiğim tarihi bir vesika ve hamam kalıntılarından elde edilen bilgilere dayanarak vermeye çalışacağım.
Bir Roma lının günlük hayatı:
Bir Roma lı ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar güzel giyinirse giyinsin, sabahları uykudan uyandığı zaman temizliğine pek az vakit ayırabilirdi. Geceleri yatağa yatarken elbise çıkarmak adeti yoktu. Üzerindeki elbiselerle yatağına yatan roma lı, sabahleyin gözleri açar açmaz yatağından fırlayıp işinin başına koşardı. Bu durum onların vücut temizliğine önem vermedikleri anlamına gelmemelidir.
Tersine buna çok önem verirlerdi.
Roma lılar sıcak suyla yıkanmayı çok severlerdi. Bu, gerek soylu kişiler, gerek halk için vazgeçilmez bir ihtiyaçtı. Gerçekten de halk birkaç metelik karşılığında büyük genel hamamlarda,zenginler de evlerindeki özel hamamlarda hemen hergün yıkanırlardı (Pompei de zenginlere ait birçok villa kalıntısında bu tip hamamlara rastlanmıştır).
Yalnız hamam, jimnastik, vücut bakımı öğleden sonraki saatlerde yapılırdı. Böylelikle bu işlere daha çok vakit ayırabilirlerdi. O çağlardaki ışıklandırma güçlüğü, Roma lıları daha çok gündüz ışığından yararlanmaya zorladı. Zengin, fakir,soylu kişiler ve halk yani bütün roma, güneşle beraber yataktan kalkar, güneş batar batmaz da yatağa girerdi. Öğleye kadar günlük işlerini yapan Roma lı, öğleden sonra dinlenme, temizlik ya da eğlence için bol bol vakit bulurdu. Bundan ötürü bütün sirk eğlenceleri, gösteriler ve tiyatrolardaki oyunlar günün bu saatlerinde yapılırdı. Lİmparatorluk çağında, Roma lılar arasında öğleden sonraki saatleri hamamlarda geçirmek moda olmuştu. Böylece günlük dertlerini unutup dinlenmeye fırsat bulabiliyorlardı. Gerçekten de Roma lı erkeklerin kendilerine göre birçok derdi vardı. Kölelere dert anlatmak, devlet işlerini yürütmek, Forum da politika yapmak, ticaret işlerini döndürebilmek, onlar için hiç de kolay çözümlenebilecek problemler değildi. Büyük hamamlarda da pek boş durmazlardı. Edebiyat, felsefe, siyaset ve çeşitli konular üzerinde tartışmalarda bulunurlardı.
Roma nın en zayıf ve uygarlığın sönmeye yüz tuttuğu çağlarda bile Roma lı "sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur" ilkesine uymak için her türlü çareye başvurmuştu.
Hamamların büyüklüğü:
Büyük bir binadan çok bir mahalleyi andıran Roma hamamlarında binden fazla insan aynı anda yıkanabilirdi. Bu hamamlarda lokantalar, berberber, güzel kokular ve şifalı otlar satan dükkanlar bulunurdu. Bütün bunlardan ayrı olarak açık yüzme havuzları, çiçek bahçeleri, kitaplıklar ve toplantı salonları da bu büyük hamamların bölümlerindendi.
Roma daki ünlü "Caracalla Hamamı"nın bulunduğu blokun altında yeraltı geçitleri olduğu yapılan kazılar sonunda anlaşılmıştır. Geçitler iki arabanın yanyana rahatça geçebileceği genişlikte yapılmıştı. Ayrı olarak arabaların dönüşlerini kolaylıkla sağlayabilmek için geniş yeraltı salonları da vardı.
Bu büyük hamamlarda kullanılan kirli havlular arabalarla yeraltı yollarından yıkanmaya gönderilir, temizleri de aynı biçimde arabalarla getirilirdi. Hamamı ısıtmak için gerekli yakacak da yeraltı yollarından arabalarla külhanlara taşınırdı.
Pompei deki hamamın bölümleri:
1. Giriş kapısı (hamamın erkekler bölümünün kapısı).
2. Soyunma odası (Apodyterium): Hamama gelen müşteriler, bu odada soyunur, elbiselerini buradaki gözlere yerleştirirlerdi. Gözler açık olduğundan elbiselerin çalınmaması için soyunma odasına gözcü bir köle bırakılırdı.
3. Spor salonu (Sphaeristerium): Hamamın spor salonunda erkekler vücutlarına çeşitli yağ ve eritilmiş balmumu sürerler, sonra da güreşe tutuşurlardı. Bazıları da tahta kılıçlarla vuruşur, topla üçlü oyunlar oynarlardı.
4. Oyuncuların terleme odası (Sudatoria:Latince sudor=ter): Spor salonunda vücutları kızışan oyuncular, küçük ve çok sıcak olan bu odaya geçer, iyice terlerlerdi.
5. Yıkanma salonu (Caldarium): Terleme odasından çıkan müşteriler bu geniş ve aydınlık salona gelip yıkanırlar, temizlenirler, vücutlarına kokular sürer, masaj yaptırır ve süslenirlerdi.
Roma lılar özel olarak hazırlanmış yağları vücutlarına sürdükten sonra "strigile" adı verilen ve uçları kıvrık aletlerle vücutlarını temizletirlerdi. Bu işi kölelerine ya da hamamda çalışan işçilere yaptırırlardı. Sonra bir fıskıyeden akan çok sıcak suyla iyice yıkanırlardı.
Roma daki büyük hamamların yıkanma salonlarında sıcak su dolu büyük yüzme havuzları da bulunurdu. Müşteriler iyice yıkanıp temizlendikten sonra bu havuzlarda yüzerlerdi.
6. Serinleme odası (Tepidarium): Oldukça ılık olan bu odada, sıcak yıkanma odasından çıkan müşteriler, daha sonra girecekleri soğuk suya vücutlarını alıştırmak için bir süre kalırlardı.
7. Soğuk su havuzunun bulundu oda (Frigidarium): Terleme ve yıkanma odalarında derilerinin bütün delikleri açılmış olan müşteriler, soğuk suyla doldurulmuş havuza birden atlarlardı. Kanın dolaşımı için çok yararlı olan bu işlem bugün "Fin Hamamları"nda da uygulanmaktadır.
8. Yüzme havuzu.
9. Bir kişilik yıkanma odaları: İçinde 50 sm. derinliğinde küçük banyolar bulunan bu odalar, şehrin soylu kişilerine ayrılırdı. Roma imparatorlarından Hadrian, genel hamamlarda yıkanmaktan hoşlanırdı. Hiçbir zaman tek kişilik odalarda yıkanmazdı. Halkla birlikte büyük yıkanma salonunda yıkanır, sıcak ve soğuk suyla dolu havuzlarda yüzerdi.
10. Özel küçük banyolar.
11. Kadınlar bölümünün girişi.
12.13.14: Kadınların yıkanması için ayrılmış "Apodyterium", "Tepidarium" ve "Caldarium" bölümleri.
15.Bekleme odaları.
16. Hamamın külhanı (Hypocausos): Bu bölümde hamam suyunun ısıtılması için köleler tarafından sürekli olarak ateş yakılırdı. Terleme, yıkanma ve serinleme odalarının ısıtılması da buradan sağlanırdı. Bu odaların altına döşenmiş olan künkler külhanın ocağıyla bağlantılıydı. Böylece ocaktan gelen sıcak hava künklerin içinden geçerek bu odaları sürekli olarak sıcak tutardı. Sıcak su havuzları da aynı sistemle ısıtılırdı. Soğuyan hava bacalar yoluyla dışarı atılırdı.
Kaynak

360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

Sultan Ahmet Camii`nde Sanaltur

23 Aralık 2010 Perşembe


Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır. Ayasofya'nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul'un ana camii konumuna ulaşmıştır.

Aslında Sultan Ahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.

Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000'i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 200'den fazla renkli cam ile aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye'nin altı minareli ilk camiidir.




Devami
Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......

Şişli


Şişli, İstanbul İlinin Avrupa yakasında yer alan bir ilçesidir.

1954'te ilçe olan Şişli İlçesi'nde köy yerleşimi yoktur. 28 mahallesi bulunan Şişli doğuda Beşiktaş, kuzeyde Sarıyer, batıda Eyüp ve Kağıthane, güneyde Beyoğlu ilçeleri ile çevrilidir.

Denize sahili olmayan Şişli ilçesi'nde çok sayıda tarihi eser, işyeri, modern ticaret merkezi, kültür ve sanat merkezi bulunmaktadır. Şişli ilçesi Kağıthane'nin, 1987'de ayrılarak ayrı bir ilçe olmasıyla ikiye bölündü. Kuzeyde yer alan Ayazağa, Maslak ve Huzur mahalleleri bir öbek oluştururken, geride kalan diğer mahalleler gene ayrı bir öbek oluşturdular. Bu iki öbek Büyükdere Caddesi'yle birbirine bağlıdır.


Etimoloji

Şişli adının, zamanında şişçilikle uğraşan bir aileye ait olan Şişçilerin Konağı'nın adının zamanla Şişlilerin Konağı'na dönüştüğüne ve buradan geldiğine dair rivayet vardır.[1] Diğer bir rivayet ise, Şişli adının, topografik olarak Beyoğlu Platosu'nda yükseltisi fazla olan bir bölgede bulunmasından geldiğidir.
Tarih
Osmanlı dönemi
Teşvikiye Camii
Nişantaşı

İlçenin en eski mahallesi olan Tatavla'nın (Kurtuluş) 16. yy'da kurulduğu ileri sürülür.19. yy'a kadar bağlar ve bostanlarla dolu olan Şişli'de çok az yerleşim vardı.Yerleşme alanı 19. yy'dan başlayarak Harbiye, Pangaltı ve Maçka'ya doğru yayılmaya başladı.Feriköy'de ilk bira üretim tesisinin kurulması ve Şişli Etfal Hastanesi'nin açılışı da 1890'lara rastlar.Bomonti Bira Fabrikası 19. yy'ın başlarında kurulmuştur. 1870'te çıkan Büyük Beyoğlu yangınında evsiz kalan Levantenler ve gayrimüslimler Harbiye çevresinde inşa edilen kagir binalara taşınmışlardır.Matbaa-i Osmaniye'yi kuran Osman Bey'de Harbiye ile Şişli arasında geniş bir arazi satın alarak bu arazide konak yaptırmıştır.

Gene 19. yy'ın son çeyreğinde Harbiye, Nişantaşı ve Teşvikiye'de birçok konak inşa edilmeye başlamıştır.Abdülmecid döneminde (1839-1861) imparatorluğun sınır bölgelerindeki yurtlarından olan birçok göçmen Şişli'nin hemen kuzeydoğusunda bulunan arpa tarlaları ve dutlukların olduğu -bugün Mecidiyeköy olarak bilinen- alana yerleştirildiler.Taksim'den yapılan atlı Tramvay seferleri ilk kez 1881'de Şişli'ye kadar uzanmış, 1913'te elektrikli hale gelen tramvay hattının daha fazla uzatılmasına ihtiyaç olmadığı düşünülerek tramvay deposu da (bugün Cevahir Alışveriş Merkezi) Şişli ile Mecidiyeköy arasında inşa edilmiştir.İstanbul'daki önemli anıtlardan biri olan Abide-i Hürriyet de 1911'de açılmıştır.
Cumhuriyet dönemi
Harbiye, Pangaltı, Kurtuluş, Osmanbey, Nişantaşı, Teşvikiye ve Şişli'nin görünümü 1920'lerden sonra değişime uğradı.Bu semtlerdeki bahçe içindeki ev ve konakların yerini yavaş yavaş apartmanlar almaya başladı.Apartmanlaşmanın yaygınlaşması eski ulaşım yollarının çok belirgin caddeler haline gelmesine yol açtı.1920'ler ve 1930'larda Şişli ve çevresi, varlıklı kimselerin bir apartman ya da apartman dairesi edinmek istedikleri ve bunun moda olduğu gözde semtler haline geldi.

1987'den itibaren başlayan, İstanbul'a yoğun göç dalgası sonucunda Şişli'nin kuzeyinde Çağlayan ve Gültepe semtleri oluşmaya başladı.Bir köy olan Kağıthane'nin nüfusu da hızla artmaya başladı.Yoğun nüfus artışı sonucunda, Beyoğlu'na bağlı bir bucak olarak yönetilen Şişli, 1954'te yapılan bir düzenlemeyle ilçe yapıldı.Şişli ilçe olduğunda Kağıthane ve Ayazağa da Şişli İlçesi'ne bağlı köylerdi.

1960'larda emekli subaylar ve gazeteciler için yapılan sitelerle Esentepe ve Gayrettepe semtleri ortaya çıktı, Mecidiyeköy'deki bahçeli evlerin yerini de apartmanlar almaya başladı.Gene yoğun göç hareketleri sonucunda ilçenin kuzeyinde Hürriyet, Örnektepe, Kuştepe ve Çeliktepe adlarıyla yerleşmeler oluştu.Kağıthane yoğun bir sanayi merkezi haline gelirken Bomonti çevresideki fabrikalar da çoğaldı.Büyükdere Caddesi'nin batı kenarında da birçok yeni fabrika kuruldu.1970'e gelindiğinde Şişli İlçesi'nin nüfusu çeyrek milyonu aşmıştı. Beyoğlu'nun 1970'lerde geçirdiği bazı olumsuzluklar sonucunda ünlü mağazalar ve alışveriş mekanları Harbiye, Nişantaşı, Osmanbey ve Şişli semtlerine kaydı.Böylece alışveriş merkezi haline gelen önemli caddelerde eskiden beri ikametgah olarak oturulan apartman daireleri de işyeri olarak kullanılmak üzere kiraya verildi ya da satıldı.1980'lerde, Halaskargazi, Rumeli ve Valikonağı caddeleri İstanbul'un en gözde alışveriş merkez haline geldi.Bu gelişim daha sonra Mecidiyeköy, Gayrettepe ve Esentepe'yi de içine aldı.Bu semtlerde Büyükdere ve Yıldız Posta caddeleri kenarında eskiden ikametgah olarak kullanılan apartman daireleri giderek iş yerine dönüşrü.
Maslak

1970'lerde oto tamirhanelerinin Dolapdere'den kaldırılması amacıyla Çeliktepe'nin kuzeyinde bir sanayi sitesi kuruldu.Aynı bölgenin çevresinde Sanayi Mahallesi adlı yeni yerleşme oluştu.Aynı dönemde nüfusu hızla artan Kağıthane'ye daha iyi hizmet götürebilmek için aynı bölge belediye yapıldı.

1980'lerde Şişli ilçesi bütünüyle kentsel alan içine katıldı.Böylece Kağıthane ve Ayazağa köy statüsünden çıktı.Şişli'nin nüfusu, 1980'lerin ortalarına gelindiğinde yarım milyonu aşmıştı.1987'de Kağıthane'nin ilçe yapılarak Şişli'den ayrılmasıyla ilçenin nüfusu yarı yarıya düştü. Gene bu bölünmeyle Şişli ilçesi toprakları ikiye ayrıldı.Kuzey kesimindeki Ayazağa askeri ve sanayi alanları ile düşük nüfus yoğunluğuyla güney bölgesine göre farklılıklar gösterdi.1990'lar ve 2000'lerde Büyükdere Caddesi üzerine yapılan yüksek katlı rezidans ve işyeri amaçlı olarak inşa edilen binalarla tekrar değişim yaşamaktadır. Dolayısıyla, Şişli'nin merkez ve Ayazağa ilçelerinin her ikisi de bir sanayi bölgesidir. (İstanbul'un New York ve Tokyo'su da Şişli-Kağıthane-Beşiktaş üçgenidir.)

Şişli ilçesi yaşadığı hızlı değişim sonucunda, İstanbul ve Türkiye ekonomisinin iş ve finans merkezi olma durumundadır.Kuzeydeki Maslak ve çevresi, 1980'lerden itibaren bazı bankalar ve firmaların merkez olarak tercih ettikleri bir çalışma alanı haline geldi.
Coğrafya

Çatalca Yarımadası'nın doğu kesiminde yer alan ilçe topraklarının deniz kıyısı yoktur.Şişli İlçesi'nin kuzey kesimi güney kesimine göre daha büyüktür.Güney kesiminde çok az yeşil alan kalmıştır, kuzey kesiminde ise (Ayazağa, Maslak) çalılık ve ağaçlık alanlar geniş yer tutar.Kuzey kesimde askeri bölgelerin önemli bir yer kaplaması, bu kesimde yeşil alanların fazla olmasının başlıca nedenidir.

Ancak bir gerçek var ki, Ayazağa ilçesinin (Kuzey Şişli) sanayi merkezleri sadece Maslak ile sınırlıyken Güney Şişli yani merkez ilçede Mecidiyeköy başta olmak üzere tüm bölgede sanayi merkezleri vardır, yani Güney Şişli baştanbaşa tümüyle bir sanayi merkezidir.
Eğitim
İTÜ Mimarlık Fakültesi olarak kullanılan Taşkışla'nın batı cephesi


Şişli İlçesi eğitim kurumları açısından oldukça zengindir.İlçe sınırları içinde 14 okulöncesi eğitim kurumu, 46 ilköğretim okulu ve 27 ortaöğretim kurumu vardır.Nişantaşı Anadolu Lisesi (eski English High School), Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesi (eski Nişantaşı Kız Lisesi), Saint Michel Lisesi, Şişli Anadolu Lisesi ilçedeki köklü ortaöğretim kurumlarıdır.

İlçe sınırları içindeki yükseköğretim kurumları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) önemli bir yer tutar.Bunun dışında Marmara, Yıldız Teknik, İstanbul Bilgi, Beykent, Bahçeşehir, Haliç, İstanbul Bilim üniversitelerinin ilçe sınırları içinde kampüsleri vardır.
Spor

Şişli İlçesi'nde spor tesislerinden başlıcaları Mecidiyeköy'de bulunan Ali Sami Yen Stadı, Ayazağa Yusuf Tunaoğlu Stadı, Feriköy Stadı, İTÜ Ayazağa Yerleşkesi içindeki spor kompleksi ile Ayazağa'daki Eczacıbaşı Spor Salonu'dur. Galatasaray Spor Kulübü için inşa edilen Aslantepe Türk Telekom Arena, Şişli İlçesinin kuzeyinde, Ayazağa - Seyrantepe arasında yapılmaktadır. İnşaatın Ekim 2010'da tamamlanması öngörülmektedir.
Ali Sami Yen Stadı

Şişli'de faaliyet gösteren en ünlü spor kulüpleri arasında Eczacıbaşı Spor Kulübü ile geçmişte Turkcell Süper Lig'de mücadele etmiş olan Feriköy Spor Kulübü gösterilebilir.

İlçede etkinlik gösteren diğer spor kulüpleri; Ayazağa Esen Spor Kulübü, Ayazağa Spor Kulübü, Şişli Belediyesi Spor Kulübü, Feriköy Paşa Mahallesi Spor Kulübü, Kuştepe Spor Kulübü, Maslak Spor Kulübü, Mecidiyeköy, Spor Kulübü, Mecidiyeköy Tayfun Spor Kulübü, Nişantaşı Spor Kulübü, Taksim Spor Kulübü, Ulutepe Spor Kulübü, İzzetpaşa Spor Kulübü, Öz Şişli Spor Kulübü, Mahmut Şevket Paşa Spor Kulübü
Kültür

Birçok sinema ve tiyatro salonu bulunan Şişli, İstanbul'un başlıca kültür merkezlerinden biridir.İlçedeki önemli kurumlarından en önemlileri Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Lütfi Kırdar Uluslararası Sergi ve Kongre Sarayı'dır.

Bunlar dışında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Gönül Ülkü-Gazenfer Özcan Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu, Harbiye Cep Tiyatrosu, Profilo Kültür Merkezi, Stüdyo Tiyatrosu, Tiyatrokare ve Efe Sanat Evi diğer tiyatro ve performans mekanlarıdır. [3] Müzeler Askeri Müze ve Atatürk Müzesi'dir. Ayrıca Gürcistan Katolik kilisesinin 5 dönümlük araziside bu bölgededir.

Devami

Kaynak : wikipedia.org
360° Sanal Tur ve devamı için TIKLA ......